
En renkli Hindistan bölgesi: Rajasthan
Tavsiye ediyor muyum: Kültür turizmi ile ilgiliyseniz kesinlikle.
Ne zaman gitmeli: Ekim-Şubat arası tavsiye edilen dönem, hem sıcaklıklar açısından hem de festivaller var.
Ben ne zaman gittim, nasıldı: Ekim ayında gitmiştim, sıcak yerindeydi ama gezmek açısından rahattı.
Ne kadar kalmalı: Bölgeyi güzelce gezmek için minimum 10 gün (bir de karayollarının iyi durumda olmaması nedeniyle)
Ben ne kadar kaldım: 2 hafta gittim, 2 haftada güzel bir gezi yapılabiliyor.
Nesi güzel: Tamamen farklı bir kültürle tanışmak, rengarenk sariler, çok sayıda dine ait tapınaklarda yakalayacağınız ruhani tat, baharatlı ve lezzetli yemekler, bölgenin özgün müzikleri ve dansı
İlginç bir kısa not: Hindistan'ın 28 eyaletinden alan olarak en büyüğü olan Rajasthan, "Krallar Ülkesi" ("Land of Kings") olarak da biliniyor. Rajasthan kelimesinin sözlük anlamı da bu.
Yazının devamı aşağıda...
Hindistan için dünyanın en renkli ülkesi denir. Rajasthan da işte bu renkli ülkenin en renkli bölgesi. Kimisine anlaşılmaz gelir, Hindistan’a neden gidilir.. Bu yazının esas amacı bu konuya açıklık getirmek işte;) Tabi ki zevkler tartışılmaz, okuyup kendiniz karar verin, gitmeye değer mi..
Hindistan kocaman bir ülke, biliyorsunuz. Dünyada yedinci sırada yüzölçümü ile. 1.2 milyar olduğu tahmin edilen nüfusu ise Çin’den sonra ikinci sırada. Yani alan olarak Türkiye’nin 4 katından fazla, nüfus olarak ise aşağı yukarı 17 katı!!! Durum böyle olunca Hindistan’da bir etnik köken, dil, din ve coğrafik koşul zenginliği söz konusu. Şöyle ifade edeyim, Hint anayasasında tanımlanan 22 ayrı dil, 212 etnik grubu var! O yüzden birine Hint / Indian derken dikkat edin, çünkü daha çok Panjabi, Gurjar, Tamil gibi kökenleriyle kendilerini ifade etmekten hoşlanıyorlar.
Nüfusun büyük bir kısmı 6 dine inanıyor, en buyuk cogunluk ise Hindu. Son sayımlara göre Hintlilerin %81 civarı Hinduizm’e inanıyor. Bunu İslam (yaklaşık %13 – ülke dünyanın üçüncü büyük Müslüman nüfusuna sahip), Hristiyanlık (%2), Sikhizm (%2), Budizm (%1), Jainizm (% 0.5) izliyor. Bunların haricinde de dinlerin varlığı biliniyor. Hindistan ayrıca dünyayı etkileyen dört büyük dinin; Budizm, Hinduizm, Jainizm ve Sikhizm’in doğuş yeri. Anayasasında dini özgürlüğü koruma altına alan ülkede, uygulama ise azınlıkları biraz rahatsız ediyor, ne yazık ki. Tanıştığım farklı gruplardan insanlar, devletin çoğunluk olan Hinduizm’i ve Hindulari ön planda tuttuğunu, okullarda özellikle dil konusunda baskı olduğunu, yatırımlarda da azınlıkların göz ardı edildiklerini söylemişlerdi, ben onların yalancısıyım:) Bir de özellikle Hindular ve Müslümanlar arasında uzun zamandır süregelen bir din kavgası var, zaman zaman iki tarafın da şiddete başvurduğu. Ayrıca aşırı Hindu gruplar, özellikle bazı geri kalmış bölgelerde hala çok etkin. Her ne kadar çoğu insan kültürel farklılığa çok açık ve hoşgörülü olsa da, farklı grupların birbirinden ayrı mahallelerde yaşadığı, arkadaşlık kurmadığı, kız-oğul vermediği de bir ülkeden bahsediyoruz aslında.
Bir de meşhur kast sistemi var. Kast sistemi hukuki geçerliliğini yitirmiş durumda Hindistan’da, ama uygulamada hala varlığından şikâyet ediliyor. Düşük sınıflardan gelmesine rağmen Devlet Başkanlığı’na kadar yükselebilenler olsa da… Temelinin Hinduizm’e dayandığına inanılan kast sistemi, diğer din gruplarına da taşınmış ve ülke geneline hakim olmuş bir sistem. Toplumu Brahman (en yüksek – keşişler), Ksatriya (savaşçılar), Vaişya (tüccarlar), Şudra (zanaatkarlar) olarak derecelendirmiş, kalanları ise “dokunulmazlar” (parlamento dokunulmazlığı gibi düşünmeyin, dokunması yasak olan kimseler de diyebiliriz bunlara) olarak toplum dışına aforoz etmiştir bu sistem. Bazıları bu sistemin antik Hint dönemine dayandığını söylerken, bazısı İngiliz sömürge dönemine dayandığını ileri sürer. İngilizler sömürmekle kalmamış, Hintlileri de bu sınıflara ayırarak, ancak yüksek kastlara iyi mevkiler vermişler, yazııııık.
Neyse daha da fazla işin politikasına girmeden, Hindistan’ın kültür zenginliğine dair bir giriş yapmışken, "Rajasthan’a geçelim artık Cucu”, diyorsunuz duyuyorum :) Tamam hadi geçelim:
Rajasthan’ın alanı neredeyse Türkiye kadar. Bu alanın en büyük kısmını kaplayan: Thar çölü. Eyaletin başkenti pembe şehir Jaipur. Dilwara tapınaklarıyla meşhur Abu dağı da bu eyalet dahilinde, milli kaplan koruma parkları Sariska ve Ranthambore de… Bölgenin büyük bir kısmı kırsal, toprağı işlemek de ürün almak da zor, kuraklık da sık görülüyor. Buna yenik düşen ekonomiye inat, bölge artık uzun zamandır süren geri kalmış imajından kurtulmaya çalışıyor. Bu kapsamda özellikle sivil toplum örgütlerinin etkin olduğu çalışmalar var ve gelişmeler yaşanıyor. Örneğin 1956’da ülkenin en düşük okuryazarlık seviyesi bu bölgedeymiş, bu dönemde okuryazarlık oranı sadece %18 (!!!!) iken, devletin bölgeye yatırımları sayesinde şimdilerde okuryazarlık %70’lere ulaşmış durumda. Her ne kadar, gelişmiş ülkelerdeki %90 küsurluk oranlara çok uzak olsa da, 90’larda 10 senede %38 artış gibi muhteşem gelişmeler yakalandığı için, geleceğe dair umutlular ;)
Gelişmeler görülse de, hala, özellikle rengarenk sarileriyle güç koşullara adeta meydan okuyan kadınlar için zor bir bölge burası. Ama yine de kendine has o dokusu ve insanlarının misafirperverliğiyle insanı saran, olumsuz yanlarını yok saydıran bir havası var bölgenin ve buraya gelen gezginler hep bu anlayamadığı hislerle ayrılıyor Rajasthan’dan. Yine uzatıyorum, söylemiyorsunuz, gezi tavsiyelerime geçeyim hadi. Nerede neler yapılabilir, şehir şehir geliyor:
Jaipur
Pembe şehir Jaipur hem bu eyaletin başkenti hem de ticaretin merkezi. Dolayısıyla kalabalık, renkli ve canlı (ah Hindistan için çok şaşırtıcı olmadı, değil mi ya? :) )
Jaipur merkezine 10 km kadar uzaklıktaki Amber Fort (veya Amer Fort),
bir tepenin üzerine kurulmuş muazzam bir kale ve Jaipur’a giden
herkesin gittiği bir turistik atraksiyon. Maharajaların ve ailelerin ya-
şadığı bu kale, zamanla eklenen kısımlarıyla bir saraya dönüştüğün-
den, çoğu tarafından saray olarak da adlandırılıyor. Özellikle Ganesh
kapısı, ayna sarayı ve genelinde kullanılan mermer, çiçek detaylarıyla,
panoramik manzarasıyla görülmeye değer. Birçok kartpostalda göre-
bileceğiniz kaleye, yüksekte olması sebebiyle fillerle çıkılıyor. Benim
gibi hayvanlara işkence etmeye karşıysanız, tepeye 10 dakika kadar
süren bir yürüyüşle (veya tırmanış diyelim) de ulaşabilirsiniz. Bu tip
mekanları gezerken kapıda resmi rehberlerle anlaşabilir ve turunuzu
mekanı onlardan dinleyerek yapabilirsiniz, tavsiye ederim. Yalnız
resmi olmayan rehberlere dikkat edin, ayrıca tura başlamadan mutlaka fiyatta anlaşın, Hindistan’da her aldığınız hizmet için yapmanız gerektiği gibi.
Ayrıca Rajasthan ve Moğol mimarisinin güzel bir örneği olan, şehre pembe rengi veren bir diğer eser Şehir Sarayı (City Palace) da mutlaka görülmeli. Artan nüfus ve azalan su kaynakları nedeniyle 1700’lerde başkentin Amer’den Jaipur’a taşınmasıyla inşa edilmiş olan saray, 19. yüzyılın ortalarında İngiliz Kralı Edward’ın ziyareti sırasında bir misafirperverlik göstergesi olarak başka Jaipur eserleriyle beraber pembeye boyanmış ve günümüze böyle gelmiş. Jaipur da pembe şehir ismini işte bu binalarından alıyor.
Şehir Sarayı’na çok yakın olan Jantar Mantar gözlem evi de Jaipur gezilerinde öne çıkan bir başka mekan. Astronomi aşığı Jai Singh’in yaptırdığı en büyük rasathane ve ilginç şekillerdeki doğruluk payı yüksek astronomi aletlerinden oluşuyor. Burası için mutlaka ücretli rehber hizmetinden faydalanmak gerek, aksi takdirde aletleri anlamak zor olabilir.
Pembe renkli kovan görünümlü Hawa Mahal da görülmesi gereken bir yapıt ve merkezde yer alıyor. Hawa Mahal 18. yüzyılın sonunda Maharaja tarafından saray kadınları şehri izlesin diye yapılmış, bu nedenle de sehrin panoramik i manzarasini izlemek için ideal nokta.
Yine şehir merkezindeki pazarlarda akşamüstü (karanlığa kalmayın denir, ama biz üç kız olarak hava kararirken gezmiştik) alışveriş yapabilir, pazarlıkla çok uygun fiyatlara tekstil ürünleri alabilirsiniz.
Pushkar
Pushkar Jaipur ile Jodhpur arasında ufak bir kasaba, ama 400 tapınağa ve 52 ghata ev
sahipliği yapıyor! Ghat özellikle kutsal olan bir nehre, su kaynağına inen merdiven dizisi-
ne verilen isim, bu arada. Dolayısıyla son derece spiritüel bir havası var Pushkar’ın.
En meşhur tapınak olan Brahma tapınağına gidebilir ve Pushkar gölü etrafında oturup
insanların gölde kendilerini, çamaşırlarını, ölülerini yıkamalarını izleyebilir, hatta Brah-
milerden biriyle beraber dua edebilirsiniz. Gündoğumunda kentin dört bir tarafından
yükselen ilahi seslerinden aman şikayet etmeyin, hatta mümkünse gün doğumunda
Savitri tapınağına tırmanan kalabalıklara katılıp huzur teneffüs edin.
Her Kasım’da bu kasabada kocaman bir deve festivali yapılıyor, özellikle güzel fotoğraflar
yakalamak isteyenlere duyurulur, ancak bu dönem için erken rezervasyon yaptırmak
gerekir. Bu arada Pushkar’da kaldığımız Orchard Hospitality çadır-otelini tavsiye ederim,
süper bir hizmet anlayışı ve son derece huzurlu bir ortamı var, klimalı çadırlarda
konaklamak özellikle böyle ruhani bir kent için çok ideal.
Jodhpur
Jaipur’a 340 km kadar uzaklıkta olan mavi şehir Jodhpur, bölgenin öne çıkan bir diğer
kenti. Bir mimari başyapıt olan Mehrangarh Fort’a da ev sahipliği yapan şehre mavi
denmesinin sebebi –bildiniz- mavi boyalı binaları. Bu mavi şehrin hoş manzarasını
da en iyi görebileceğiniz yer: Mehrangarh Fort. Bu devasa kaledeki odalar, aynalı salon-
lar, mimari detayları ve özellikle tavus kuşlarıyla süslenmiş kapıları görmeli. Ayrıca
içinde bir el falı bakan tonton amcanın ofisi var, ilgilenenlere duyurulur;) bu tonton
amcayı ofisinde yakalayamazsanız, telefonuyla ulaşıp kaldığınız otelde de el falınıza
baktırabilirsiniz. Fala inanmayalım, falsız da kalmayalım;)
Ayrıca Jodhpur baharat pazarıyla ün yapmış bir şehir, dolayısıyla gelsin egzantrik Hint
baharatları! Ama arada bir durup, “bunları Türkiye’de bulamaz mıyım?” diye düşün-
mekte ve alışverişi mantıklı boyutlarda yapmakta fayda var, tecrübeyle sabit;)
Ranakpur tapınağı
Jodhpur ile Udaipur arasında (yol üzerinde değil, buraya gitmeniz durumunda yolu biraz uzatıyorsunuz açıkçası) yer alan en gösterişli Jain tapınağı. Mermerden yapılan tapınağın içine girdiğinizde sıcak havadan serin havaya geçişi sağlayan mimari başarısına ve mermer üzerindeki detaylı oymalara hayran kalacaksınız. İlginç bir not da Jainizm'in resmi sembolünün Nazi sembolünün esinlendiği swastika ve birçok dinde kullanılan el figüründen oluşması.
Udaipur
Ve büyük kentlerdeki yoğun telaştan sonra size ilaç gibi gelecek, Hindistan’ın en romantik
kenti denen göller şehri Udaipur. Jodhpur’a 250km kadar uzaklıkta. Göllerle çevrilmiş bu
şehirde, göl kenarındaki temiz ve nezih cafelerde oturmak, gölde özellikle günbatımı sıra-
sında tekne turu yapmak, göl üzerindeki sarayları izlemek iç rahatlatan cinsten. En büyük
göl Pichola gölünün etrafında konaklamanızı ve gündoğumunda otelinizin pencereleri /
terasından güzel göl manzarasını izlemenizi tavsiye ederim.
Udaipur’daki Şehir Sarayı da yine öne çıkan, Rajasthani ve Moğol mimarilerinin buluştuğu
başarılı bir mimari eser. Şehri de tepeden görmek için ideal bir yer. Bu şehirde James
Bond’un Octopussy (Türkiye’de Ahtapot ismiyle gösterime girmişti) filminin Lake Palace
ve Monsoon Palace’ta çekilmiş olmasıyla duyular bir gurur olduğunu hissedeceksiniz.
Ama şehrin bu reklama ihtiyacı yok bence;)
Son olarak, Udaipur’un bir başka değeri meşhur Shashi’den yemek kursu almanızı, her akşam gerçekleşen folklor şovunu izlemenizi, dar sokaklarında alışveriş yapmanızı da tavsiye ederim.
Ranthambore milli parkı
Rajasthan’da bulunan iki kaplan koruma parkından birisi (diğeri Sariska). Park Ekim’den Nisan’a açık ve gitmeden turunuzu ayarlamanız önemli, çünkü vahşi kaplanları görmek için gelen çok sayıda turist nedeniyle erkenden doluyor. Ayrıca yine yüksek talep nedeniyle parka yakın oteller, bölgenin geri kalanına göre çok daha pahalı. Sabah erken ve akşamüzeri olmak üzere iki saat diliminde tur şirketlerinin gipsy denen jiplerle düzenlediği turlarla parkı gezebiliyorsunuz. Turlar sizi otelinizden alıp bırakıyor. Parka giriş için yanınıza pasaportunuzu almanız lazım.
Ne yazık ki parkta bulunan kaplanların sayısı çok az kalmış durumda. Şu anda tahmin edilen kaplan sayısı 30 civarı. Herkes başka bir rakam veriyor, çünkü tam sayıyı kimse bilemiyor. Ve kaplan görmek biraz şans işi, aman beklentileri yüksek tutup hayal kırıklığına uğramayın. Bu şansı biraz artırmak için, birkaç kez tura çıkmak tavsiye ediliyor.
Yine altın kumdan kalesi ile Altın Şehir ismini alan Jaisalmer ve sıçan kalesi (yanlış duymadınız sıçan, ve evet benim de hiç ilgimi çekmedi) ile Bikaner meşhur Rajasthan kentleri. Gitmek istememize rağmen Jaisalmer için Pakistan’a yakın ve güvenli değil, diye uyarı almış, planımızı değiştirmiştik. Size de ileteyim, siz yine bir sorun soruşturun.
Şimdi de bölge geneli için birkaç ipucu geliyor, buyursunlar efem:
-
Bölge insanı yabancılara bir Hollywood yıldızı gibi davranıyor. Yolda rastladığınız halk size ve beyaz teninize hayranlıkla bakar, el sallar, hatta cesaret ederse konuşmaya çalışır. Ama merak etmeyin, İngilizce’leri nereli olduğunuzu ve isminizi sormaktan öteye geçmediği için, bu ilgi sizi yormayacak, hatta hoşunuza gidebilir. Çekinmeyin, el sallayın, birkaç kelime dillerinden konuşun; yüzlerinde göreceğiniz gülümsemeye kesinlikle değer;)
-
Bölge genelindeki mutfak aşağı yukarı aynı. Acayip baharatlı, ama bir o kadar da lezzetli seçeneklere mutlaka şans verin. Özellikle dinin etkisiyle kırmızı etten çok tavuk ve vejetaryen seçenekler mevcut. Kırmızı et isterseniz de restoranların büyük kısmında koyun eti yemekleri de bulunuyor. Seçtiğiniz restoranlarda “turistik restoran” ibaresinin olmasına dikkat ederseniz, belli bir kalite ve temizlik seviyesini yakalarsınız. Tabi size kalmış, sokakta da neredeyse her köşede birbirinden farklı yiyecekler satılıyor, deneyebilirsiniz. Ha, Hindistan’a gidip de midesini bozmayan o seçkin gruba girmek isterseniz, birkaç tavsiyem var: Özellikle süt ürünleri, meyve-sebze gibi açık yiyeceklerden uzak durursanız, pişirilmiş yemekleri tercih ederseniz (kahvaltıda bile) ve suyu mutlaka ağzı kapalı şişelenmiş şekilde tüketirseniz, sıkıntı yaşamazsınız.
-
Bölgenin en cazip yanlarından birisi oteller. Gayet lüks otellerde son derece uygun fiyatlarla konaklayabilirsiniz. Ayrıca hizmet de genellikle gayet iyi. Zaten büyük ölçüde insan gücüne dayalı bir sektör olan turizm, Hindistan’da dünyanın kalan kısmında aletlerle yapılan şeylerin de insanlar tarafından yapılması şeklinde işliyor. Herhangi bir otelde veya restoranda masanın etrafında servis için bekleyen insanlardan bunalmak bile mümkün, ama hizmette sınır olmayan bu ülkede, sizi memnun etmek için gerekirse yanınızdan uzaklaşırlar da:)
-
Hindistan’da 200 kilometrelik bir mesafe size 2 saatte gidilecek bir mesafe olarak görünmesin. Ne yazık ki yollar özellikle bazı kısımlarda son derece bozuk ve saatte ortalama 30-40 kilometreyle yolculuk edebilirsiniz. Planlamanızı yaparken lütfen bunu göz önünde bulundurun.
-
Yine de, Hindistan’ı gezmenin en kolay yolu araba kiralamak. Aman kendiniz süreceksiniz sanmayın, süremezsiniz; İstanbul trafiğinden bile beter, kendi dinamikleri olan bir trafik. Turistler için şoförlü araba kiralama hizmeti hayat kurtarıyor. Hem de gayet uygun - zaten Hindistan genel itibariyle fiyatlar açısından memnun olacağınız bir ülke;) Biz makemytrip.com sitesini kullanmıştık ve memnun kalmıştık. Gezmek istediğiniz toplam mesafe üzerinden araba kiralama şirketiyle pazarlık yapıyor ve fiyat alıyorsunuz. Mesafe için google yol tariflerinden bakarak yardım alabilir ve aşağı yukarı mesafenizi saptayabilirsiniz. Mesafe önemli, belirlediğiniz mesafe için kesin ödüyor, mesafeyi aşarsanız da daha yüksek bir ücrete tabi oluyorsunuz. Arabalar genelde Hindistan yapımı Tata marka. Her gün istediğiniz rotada devam ediyor, karanlık olduğunda geceleme yapacağınız yere gitmeniz gerekiyor. Çünkü size eşlik eden şoför arkadaşın da kalacak yer bulması gerek. Onların birkaç kişi bir odayı paylaştıklarını ve yaşamlarına dair iç burkan hikayelerini duyunca insan biraz kötü hissediyor, ama kendileri zaten bu sayede iş sahibi olduklarını ve para kazandıklarını söyleyerek sizi rahatlatacaktır. Ayrıca turun sonunda şoförünüz için bir miktar bahşiş bırakmanız onları çok memnun edecek, haydi, pamuk eller cebe:)
-
Şehir içlerinde rickshaw (rikşav diye okunuyor) denen tuktuk-vari araçları kullanabilirsiniz. Yarı kapalı bu araçlarda seyahat ederken, sürücülerin her buldukları trafik boşluğuna korkusuzca dalmaları ve trafiğin nereden ne çıkıyor belli olmayan düzeni(?) ile adrenalin keyfi yaşamanızı garanti:) Rickshawlar süper uygun, sadece birkaç rupi ile birkaç yüz metre gidebilirsiniz. Ama aynı bizim taksici abilerin turistlere bakışı gibi bakıyor rickshaw sürücüleri de size, yani binmeden bir pazarlık yapıp fiyatta anlaşmanız şart, aksi takdirde nahoş bir deneyime dönüşebilir..
-
Hindistan'a gitmişken Hint kınası yaptırın sevgili hanımlar.. Kınayı Jaipur veya Jodhpur'da yaptırabilirsiniz. Masaj / spa için ise beklentileri yüksek tutmayın, mutlaka oteller içindeki spaları tercih edin, zira şehir içlerindeki masaj merkezlerinde hijyenik koşullar için iyimser olmaya gerek yok.
-
Son olarak, Hindistan’a gideceğiniz tarihi belirlerken festivalleri göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim. Herkesin sokaklarda olduğu, hem ibadet hem coşkuyla geçirdikleri festivallerin ortamı yaşanmalı. Mart başında gerçekleşen renk festivali Holi ve Ekim-Kasım aylarında yapılan ışık festivali Diwali (Deepavali) en önemli festivaller. Renkli fotoğrafları ile Holi - ben de dahil - o kadar çok kişinin ilgisini çekiyor ki, Avrupa'nın farklı şehirlerinde farklı zamanlarda Holifest'ler düzenlenmeye başladı.












Jaipur'da sebze satan kadınlar Mehrangarh Fort tavus kuşu kapısı Udaipur Şehir Sarayı'ndan şehir manzarası